| Ersan'ın müzikle tanışması... |
Müziğe eğitim almadan mı başladınız? Bu Allah vergisi bir yetenek mi? Aynen öyle. Eğitim almadan müziğe başladım. Ailemi mutlu etmek adına okuluma devam ettim. Klasik Türk aileleri gibi okuyup, doktor ya da mühendis olmamı istiyorlardı. Ancak içimden gelen şey müzik yapmaktı. Dedemin bir udu vardı. Antalya’nın sıcağında akortlu bıraktığı için, ud kırıldı. O kırılan udu bana verdiler. Babam, kırık udla ud öğrenilmez diye, iki yüz bin liraya, mahalledeki marketin udunu satın aldı. Böylece ud da çalmaya başladım. Bu arada, Milli Eğitim’in liseler arası müzik yarışmasında birincilik ödülü kazandım. Bir orkestra kurduk ve Antalya’nın güzel yerlerindeki gece klüplerinde programlar yapmaya başladık. On yedi yaşında üniversiteyi kazanıp, Ankara’ya gelince, kızları, çimlerin üstünde gitar çalan insanların etrafında gördüm. Bu kızları orgla ya da udla toparlayamam, acil gitar öğrenmem lazım dedim ve yirmi günde gitar çalmayı öğrendim. Uddan geçtiğim için kolay oldu. Ondan sonra, Ankara’da, Deneme Lisesi’nin lokalinde şarkı söylemeye başladım. Ankara’da, Antalya’daki gibi bir ekibi de kurduktan sonra iki üç sene beraber çalıştık. 97 senesinde Baha ve Kutsi diye iki kişi, bir yerde program yapıyorlardı. Oraya gittim ve müziklerini dinledim. Baha’yla ve Kutsi’yle tanışma fırsatım oldu. Birbirlerinden ayrıldıktan sonra, Baha; Ersan beraber çalışabilir miyiz, diye bana telefon açtı. Seve seve kabul ettim. Baha’yla Didim’e gittik. İki sene beraber çalıştıktan sonra, Baha albüm çıkarmaya gitti. Ondan sonra ben, beraber çalışır mıyız, teklifini Kutsi’ye götürdüm. İkimiz aynı sahneyi paylaştık. Sağ olsun, ondan sonra Kutsi ile dostluğumuz, dört, beş senelik ev arkadaşlığımız başladı. 2000 senesinde Fethiye’de çalışırken, sevgili Erol Köse, atla, gel, albüme giriyoruz, diye Kutsi’ye telefon açtı. Kutsi’yi Fethiye’den otobüse bindirdik, gitti ve o da güzel bir yere geldi. Sıra şimdi bende. Basın bültenimizde öyle yazıyor. Basın danışmanım, Baha, Berksan, Kutsi ve Ersan, hepsi Ankara’nın, İstanbul’a ve Türkiye’ye armağanları diye, güzel bir cümle yazmıştı. Bu maratonun son ayağı da benim. İnşallah benden de sonra da birileri çıkacak. On beş senelik müzik kariyerimin ardından, 2007 senesi bana bir albüm doğurttu. Ben bu albümü doğurdum, doğurtturdum, çıkarttım. Onu büyütecek olan sizlersiniz. Bu süreçte nasıl zorluklar yaşadınız? Bir kere erkek olmanın vermiş olduğu bir zorluk var. Bayanların kendilerini müzikal anlamda ifade etmeleri, vizyon itibariyle daha kolay olduğu için, onlar bir sıfır önde başlıyor. Erkeklerde bu çok zor. Gerçekten iyi bir müzik kalitesine, düzgün bir müzik geçmişine sahip olman ve üretmen lazım. Çünkü artık prodüktörler üreten insanlara daha fazla prim veriyor. Gerçi beste bulmanın çok zor olduğu bir dönemdeyiz. Üreten ve kendini ifade edebilen bir insanın işi daha kolay oluyor. Aslında çok fazla zorluklarla karşılaşıp karşılaşmadığımı bilemiyorum. Belki de alıştık. Yeteneklerim bana Allah tarafından verilmiş. Bu konuda bir sıkıntı yaşamadım, ama çok düzgün olmasını istedim. Çünkü Ankara’da iyi bir kariyerim var. Ankara’da gelinebilecek en iyi yere geldiğime inanıyorum. Aynı zamanda TRT kökenliyim. İki sene, “Nane Limon Kabuğu” ve “Sayısal Gece” gibi eğlence programlarında solistlik yaptım. TRT’de televizyonculuğu, radyoculuğu öğrendim. Çalıştığım gece kulüplerinde de gelinebilecek en üst noktada olduğumu düşünüyorum. Bir albüm yaparak, sesimi, yeteneklerimi Türkiye’ye duyurmam gerekiyordu. Asla gelişigüzel bir albüm yapamazdım. Belki, çalıştığım arkadaşlar aracılığıyla, albümümü daha önce çıkarabilirdim. Ama hep, insanlar CD’mi arabasında dinlerken, asla ve asla başka bir şarkıya geçmeden, baştan sona kadar o şarkıyı dinlemeliler, diye düşündüğüm için, bu kadar bekledim. Bunu da başardığıma inanıyorum. İnşallah albümümü korsan olarak ya da mp3 olarak indirmezler. Eğer indirirlerse; evli olanlar boşansın, evli olmayanlar da evlenemesin inşallah, diyorum. |